Bir uçurumduk, kıyısında ömür bulunan. Öyle bir uçurum ki orada
ömür vermek ölüme ant içmekti bir bakıma. Atlayansa ben oldum sonsuzluk
boşluğuna. Ellerinden kayıp düşüşümle her saniye, her metre daha fazla yakındım
senin hayalinle geçecek bir ömre. Sen düşmedin, ben sana ne kadar yaklaştıysam,
ne kadar güzel baksam da gözlerine, her santim düşüşümde şiirler de yazsam,
benim yakınlığım kadar uzaktın. Düşerken hissedilen korku ve heyecandık biz.
İkisini de yaşattın her sarılışında. Bir sevdanın içinde olması gereken ne
varsa hissettim kokunda. Ama…
Ama yalnızca ben düştüm bu uçurumdan, bir ömrün hayaliyle.
Ben saklandım mutlu hayallere gerçekleşirmişçesine. Ben seyrettim
akşamüstlerinde kalbimin batışını denizlerin ardından. Öyle derine battı ki
ömrüm, dirilmedi küllerinden. Atmadı bir daha eskisi gibi asla. Oysa…
Oysa uçurumdan düşen ben değil, biz olmalıydık. Yalnızlığı
sevmediğimi bilirdin oysa ve de seni ne çok sevdiğimi… Oysa bir hayat düşlerdik
geçmişin karanlığına inat. Yağmurun elleriyle okşanan bir yaşam sürerdik
geceleri. Olmadı, düşmedin benim gibi.
Şimdilerde neyiz biliyor musun?
Geçmişte biriken his yığını ve geleceğe uzanan hissizlik.
Belki de sensizlik evreninde bir hiç…
Bilmiyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder