Konuşunca eksilip, yazdıkça çoğalan bundan daha başka ne olabilir ki bu hayatta?
İşte şimdiki uğraşım da bu olacak, yazdıkça daha çok kabuk bağlayan yaraları kanatacağım. İki sene evveline kadar her insanın aynı şans oranına sahip olduğuna inanıyordum. Şu iki aydır da bu fikrimin zıttını delicesine savunuyorum. Sanki bu hayatta doğuştan mimlenmiş, ne yapsa da işleri yoluna koyamayan insanlar var da biz de onlardan birisiyiz diye düşünüyorum.
Acılarımızın kotası olduğunu söylemiştim daha önce. Acılarımızın kotası olduğuna göre insanların kotaları da çabuk dolabilir, daha büyük acılar yaşayanlar var diyerek teselli vermek, boşa çabadan öteye gidemiyor.
Nihayetinde ne kadar yansıtıyoruz ki içimizdekileri, dışımıza? Bu sokakta yürüyen insanlar kendisi mi? Herkesin bir uğraşı, bir amacı varmış gibi yanımdan yürüyerek geçerken, benim bu hayattaki tek amacımın, onların ne amacı olduğunu, bu hayatı ne uğruna ve neyin için yaşadığını sorguluyor olmam da bu insanlarla aynı şansa ve aynı hayat mutluluğuna ulaştığım sonucunu doğurur mu?
Kim ne derse desin, ceza kotası varsa onun gibi dünya'ya gönderilen insan kotası da vardır. İnsan kotasını aştığını düşünüyorum, hoş, kotanın artık insanlıktan da çıktığını düşünüyorum da buna da ileride -belki- değinirim.
Cesareti elinden alınmış, şansı da %5'ten fazla yapılmamış, korkuların tümünü bir ruhta toplanmış, ve kararsızlıklar içerisinde dünya'ya gönderilen insanların yaşaması her seferinde bir cinayettir.
İster inanın, ister inanmayın ama bu dünya'da acının değişik türleri olduğuna inanın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder