30 Kasım 2015 Pazartesi

Pişmanlık


           En kötüsü de kulaklarım iki dudağına hapsolmuşken oluşan sessizliğin belki de. Ellerim ellerine değerken ruhuna ulaşamıyorum zaman zaman. İki dünya arasında çalkalanıyor zihinim: cennet ve sensizlik evrenim. Sahi bir insan nasıl olur da ölüm ve yaşamı aynı anda hissettirebilirdi tüm hücrelerime? Tarifi yok göğsümden içeri akan ırmakların. Ömrüm bir sevgi seli şimdi.

       Dakikalar geçiyor kayıtsız bakışlar arasında. Birkaç kelime gerek bu bedene ya da geniş vuran yüreğinden çıkacak bir gülüş. Neler söyleyebilirdi bir tebessümünün? En güzel  kelimeler gelse, anlatamazdı bunu kimselere. Ben hissederim.

       Kokun yayılıyordu gecenin ayazına. Hiçbir çiçekte bulunmayan bir kokuydu bu. Biliyordum… Saçlarının arasında bir bahçe gizliydi. Huzur dolarken kokunla bedenim, ellerin üşüyordu. Bir kere tutsan cehennem ateşleri alacaktı bedenimi, ısıtırdım belki. Ellerin tanımıyor gibiydi ellerimi.

       Bir marpuç bu kadar güzel  olabilirdi ellerinde. Bir duman bu kadar anlamlı çıkabilirdi belki de. Duman çıkıyor, ses çıkmıyordu sevdiğim. Bir bir ölüyordu kelimeler her dumanda. Her harf kaçıyordu dudaklarından. Zihnin adeta sonsuz bir boşluktu  hiçliğin içerisinde. Belki de bir tutam nefret…

       Belki de susmak gerekti bütün konuşulanlara inat. Seninle onu tatmak gerek böyle gecelerde. Bunun içinse sana doymam gerek sevgilim. Sorun şu ki, aç bu gönül. Seninle olan her şeye...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder