En kötüsü de
kulaklarım iki dudağına hapsolmuşken oluşan sessizliğin belki de. Ellerim
ellerine değerken ruhuna ulaşamıyorum zaman zaman. İki dünya arasında
çalkalanıyor zihinim: cennet ve sensizlik evrenim. Sahi bir insan nasıl olur da
ölüm ve yaşamı aynı anda hissettirebilirdi tüm hücrelerime? Tarifi yok
göğsümden içeri akan ırmakların. Ömrüm bir sevgi seli şimdi.
Dakikalar geçiyor
kayıtsız bakışlar arasında. Birkaç kelime gerek bu bedene ya da geniş vuran
yüreğinden çıkacak bir gülüş. Neler söyleyebilirdi bir tebessümünün? En
güzel kelimeler gelse, anlatamazdı bunu
kimselere. Ben hissederim.
Kokun yayılıyordu
gecenin ayazına. Hiçbir çiçekte bulunmayan bir kokuydu bu. Biliyordum… Saçlarının
arasında bir bahçe gizliydi. Huzur dolarken kokunla bedenim, ellerin üşüyordu.
Bir kere tutsan cehennem ateşleri alacaktı bedenimi, ısıtırdım belki. Ellerin
tanımıyor gibiydi ellerimi.
Bir marpuç bu kadar
güzel olabilirdi ellerinde. Bir duman bu
kadar anlamlı çıkabilirdi belki de. Duman çıkıyor, ses çıkmıyordu sevdiğim. Bir
bir ölüyordu kelimeler her dumanda. Her harf kaçıyordu dudaklarından. Zihnin adeta sonsuz bir boşluktu hiçliğin içerisinde. Belki de bir tutam nefret…
Belki de susmak
gerekti bütün konuşulanlara inat. Seninle onu tatmak gerek böyle gecelerde.
Bunun içinse sana doymam gerek sevgilim. Sorun şu ki, aç bu gönül. Seninle olan her şeye...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder