2 Ekim 2016 Pazar

Ölünün Zırvası


   Dargın bir sabah yine, gökyüzü maviye küs. Alarmımın sesine alışamadığım kaçıncı yıl belirsiz. Kahretsin! Hayata geç kalıyorum. Yüzümü yıkayamam ayna var. Ben ölüleri pek sevmem de. Karnıma birkaç lokma şiir gerek, memlekette kalmış mı ki bana kalsın. Sevdalı yanım yine aç. Acele et, acele et, kalabalık gerek. Yalnızlık ayıp bu devirde, yalnızlık acı, yalnızlık onursuz, yalnızlık en dip! Hemen çoğunluğa uymam gerek, insanlık yalnız değilmiş gibi. Bu arada insanlık demişken, kaç gram kaldı ondan?

   Yolum yol değil bugün, düşünmek küstahlık bilmez misiniz? Fikirlerin ayıplandığı ya da ayıplanmaya gerek bile duyulmayan tavırların sergilendiği o yer fıstığı kıvamında beyinlere ne demeli? Hadi bunları da geçtik diyelim toplumun en birinci manyaklarının paraya tapmalarına ne dersiniz? Onur mu yoksa tutsaklık mı bilemem ama ben zengin olsam zengin kalamazdım. Ki hayallerim bile fakir benim. Varsın gönlümüz zengin olsun.


   Uzak diyarlardan gelen gurbetçi bir şarkı gibi  gönlüm. Güzelliği “el” olmanın ötesinde fakat “el”in şarkısı olmaktan öteye geçemeyen bir şarkı. Sözlerinin anlaşılamamasına karşın hakkında edepli edepsiz yorumlar alan bir şarkı. Eeee yine de her şey gibi şarkıların da bir talibi var elbet. Mesela benim en güzel şarkılarım en bilinmeyenlerim. Güzellik bilinmeyendedir. Bilinmeyen bilinir olursa şayet kalmaz tadı, eski bayramlar gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder