10 Haziran 2015 Çarşamba

Tekrar ve tekrar

Mum ışığının aydınlığında duvara yansıyan gölgem bile isyan ediyordu. Taranta Babu'ya yollanan mektupları okumak bile artık sakinleştirmiyor beni. Dinlediğim müzikler bile bazı şeylerin habercisi. Hayata tutanmak istiyorum, ama her zaman en güvendiğim yanı bile serap oluyor. Bir insan kaç defa düştüğü yerden kalkabilir? İnsan hiç ayakta durmayı öğrenemez mi? Sakarlık herkesin mi fıtratında var? Nazım Hikmet okusam aynı, Cemal Süreya okusam aynı, Attilâ İlhan okusam aynı... Tüm bu insanlar aynı kadına mı aşık oldu? Şiir yazmaya titreyen ellerim, kulaklığıma bile uzanırken titrer oldu, kalben uzak, bir telefon kadar yakın yarma dünya insanları ile çevremiz aydınlanıyor olamaz. İçimiz karanlık. Ya da doğruyu söyleyeyim içim karanlık. Kimseyi suçlayamam mutlu mesut yaşayanlar var çünkü. Bazı insanlar mutluluğu haketmiyor, bazı insanlar güzel duyguları hiç yaşamamış, bazı insanlar işte... Hayalleri çok gelişmiş bazı insanlar işte. Rüyalarından başka birşeyi olmayan bazı insanlar. Müziklerinden başka birşeyi olmayan, odanın ortasında yanan mum ışığından başka kendilerini anlayan olmadığını sanan bazı insanlar. Onlar hep yaşar, sonra çabuk ölür, sonra ceza olarak bir daha dirilir ve hemen bir daha ölür. Bazı insanlar sürekli ölür ve kahretsin ki sürekli dirilir. Onların dinlenmeye hakkı yoktur. Onlar ölmek için değil dirilmek için gelmiştir. Onu da tam beceremezler ya, hadi neyse. Sonra buluttan nem kaparlar, yağan yağmur ile ağlama yarışına girerler koskoca bir bulutla. Toplum tarafından yadırganan ne kadar şey varsa hepsi bunlarda, ne ölmeyi ne de dirilmeyi beceren bazı insanlardadır. Bazı insanların anlatacakları çoktur ama kimse dinleyeni olmaz. Onlar da susar bu yüzden tekrar tekrar tekrar dirilmeyi bekler. Tekrar ve tekrar... kahretsin ki tekrar ve tekrar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder