Yüz kırk
karaktere sığdı artık hayatlarımız. Düşünmelerimiz yüz kırk, yazılarımız yüz
kırk, geçmiş ve gelecek yüz kırk karakter oluverdi. Düşünmüyoruz artık,
düşündürmüyorlar bizi. Yazmalıyız denizin sabahki o cennetten çıkma kokusunu,
martıların istekli ötüşlerini, eve ekmek götürmek için çalışan ve yine ekmek
pahasına ölen işçilerimizi, çocuk bakışlarımızı yazmalıyız hatırlarken ki o
eski günleri. Yazmalıyız kalbimizi şaha kaldıran sebil gözlü sevgilerimizi. Anlatmalıyız
gamzeli, cennet gibi, rüzgârla gelen gülüşlerin güzelliğini. Gülüşler demişken,
ömrümüzün gülüşleri olur bazen. Onları da yazmalıyız bir sabah esintisiyle
birlikte kahvede, bir saniyeyi anlatmalıyız sayfalarca alabildiğine…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder