1 Temmuz 2014 Salı

Bir perspektif olarak: İnsan

                Bu haftaki yazımda insan kavramından yola çıkacağım. İnsanı tanımlamak gerekirse ve bunu insanı bir sürecin ürünü olarak ele aldığımızda; gelişme potansiyeli olan, nerede/ne zaman/ne yapacağı belli olmayan, anti-stabil bir varlık diyebiliriz.
Jean Paul Sartre ise insanı “durum”dan ibaret olduğunu söyleyip, bir işçi, bir burjuva gibi düşünmekte ve hissetmekte özgür değildir; ama onun gerçek ve bütün bir insan olabilmesi için bu durumun yaşanması ve belli bir amaca doğru aşılmasının gerekli olduğunu belirtmiştir.
                Tanımlardan yola çıkacak olursak insan bir nevî etki-tepki mekanizmasıdır ve genel anlamda durumlar içeren bir sürecin parçasıdır diye düşünmek elbette zor olmayacaktır. İnsan ilk önce kendi doğasından başlayacaktır yaşamaya, kendini tanıyacak, kendinde olanı karşısındakiyle mukayese edecek ve bunun sonucunda bizim anlattığımız durumlar silsilesi başlayacaktır. Bunların aşılması olayı ise ham meyveyi olgunlaştıran bir süreç olacaktır.
                Kendini eleştirme safhası bizim için adeta ışık derecesinde bir yanılsamadır ki bu bizim hayatımızda en çok merak ettiğimiz duyguların büyük bir karinesidir. İnsanın davranışsal boyutlarına hayretle bizi düşündüren yine insanın kendi içinde biten bir durumdur. İnsan kendisini nasıl düşündüyse ve düşünüyorsa; ilişkilerinde karşıdaki insanı da o melekeyle düşünecek ve kararlarında, hareketlerinde büyük bir etkisellik ortaya çıkacaktır.
                Meleke kavramı burada bize çok şey anlatmalıdır. Meleke kavramını daha ayrı bir boyutta ele alırsak, insanın iç dünyasına girmiş bulunacağız. Meleke aslında insanın cemaziyel evvelinde ne kadar iç dünyasıyla vakit geçirdiğinin göstergesidir. Bu durumdan şu sonucu çıkartmalıyız ki o da insani melekeler bizim hayatımızın pusulularıdır meselesidir.
                Bizim pusulamız kendi iç melekelerimizdir.

                

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder