İnsanın doğasında vardı bir şeyler yaratmak. Aslında insanında kendine göre bir yaratıcı tarafı vardı. Her insanın ruhunda bulunan bu küçük Tanrı parçaları en büyük tanrıyı oluşturuyordu. Bu yüzden kendi içimizde Tanrıyı hissediyoruz. İçimizde hissettiğimiz bu güç bizi yaratmaya itiyordu. İnsanlar, belki yaratılan, kesinlikle yaratılanı keşfeden mahlûklardı. Yaratılanlar Tanrısını tanımazdı, onu sadece içinde hissederdi. İçinde hissettiği Tanrıyı başka yerlerde arardı ama içindekine bakmayı unuturdu. İnsanlar sonsuz arayış içinde olan doyumsuz mahlûklarda sayılabilir.
İnsanın ilk yarattığı, her zaman en iyisi olmuştur. İkincisinde yapmaya kalksa hiçbir zaman ilki gibi olmazdı. Çünkü ilkinin kendi içerisinde bir güzelliği vardı. O dünyada tekti… Ama bu güzelliğin en büyük düşmanı zamandı. İnsanı ve keşfettiklerini zaman öldürüyordu. Zaman her şeyi bozuyordu. En güzeli ilk baştakiydi ama o bile ilki kadar güzel kalamıyordu. Zamanın en çok etkilediği ise ağızdan çıkan cümleler, söylenen sözlerdi. Ve en önemlisi ise buydu. Yıllar önce söylenmiş bir sözün günümüze kadar düzgün bir şekilde gelmesi beklenemezdi. Zamanın bize zorla oynattığı bir oyun vardı. Yıllardır kulaktan kulağa oynuyorduk aslında. İlk insandan çıkan söz ile son insanın anladığı söz arasında dağlar kadar fark vardı. Geçen zaman ilk söyleneni unutturmuştu. Herkes kendi dünyasında kendi çıkarlarına uygun şekilde anladığı gibi diğerine aktarmıştı. Bu yaptıkları onları bir anlığına kurtarmıştı. Ama yaptıklarının doğurduğu sonuçların farkında bile değillerdi. İnsan en büyük zararı kendisine veriyordu. Düşünmeden yapılan bu hataların sonucunu ise bir sonraki insanlar çekiyordu. Geçmişin hataları yeni insanların sırtında bir yük olacaktı. Doğuştan günahkâr olan bu bedenlerin aslında hiç bir temiz yanı yoktu, geçmişteki insanlar yüzünden. Geçmişteki insanların içindeki çoğalma isteği de buradan geliyordu; suçu yeni insanlara bırakmak. Doğduğundan beri sırtında olan bu yüke anlam veremeyen insan geçmiş hataların cezasını çekiyordu.
Mükemmel olamayan ve hiçbir zamanda mükemmel olmayacak bu mahlûklar hata yapmaya devam edeceklerdi. Yapılan bu hatalar sonucu biriken hatalar, hep yeni gelen insanların sırtında bir yük, içinde bir ukde olarak kalacaktı. Bu hataların elbette bir sonu olmalıydı. Sonsuza kadar bu şekilde idare edilemezdi. Biriken hatalar sırtta taşınacak kadar hafif olmayacaktı son insan için. Her bozulan insan gibi son insanda geçmişine küfredecek ve yeni bir hata yapmış olacaktı. Aslında ne ilk insan suçluydu ne de son insan… Bütün suç insanın mükemmel olamamasıydı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder