6 Temmuz 2014 Pazar

Büyük Aldatmaca

Büyük Aldatmaca

   Düşüncelerime sahip çıkmanın güveni içerisindeydim. Eskisi kadar kandırmıyordum kendimi. Düşüncelerim, benim için çok gizli şeylerdi. Belki herkes için böyledir ama bende diğer insanlar gibi kendi düşüncelerimi kimse tarafından düşünülmemiş hissediyordum. Tabii ki şuan böyle değildi. Düşüncelerim, dışarıya yansıtmaktan utandığım değerlerimdi. Düşüncelerim, benim için adeta bir giysiydi. Kâğıda döktüğüm zaman kendimi çıplak hissetmiştim. Zaten çıplak gelmiştim buraya ve kendimi yeni doğan bir bebek kadar temiz hissetmiştim. Kendi doğallığımı görmemi sağlamıştı bu olay. Ve şunu anlamıştım; Bütün çıplaklığıyla dürüst olmalı insan kendine, yalanlar içinde boğulmamak için…

   Burası, yani üzerinde yaşadığımız bu yuvarlak şey o kadar da masum bir yer değildi aslında. Sonu ölüm olan bir yerde sonsuzca yaşamak büyük bir aldatmacaydı. Sanki bu yaşadığımız yeri mahvetmek için tutulmuş birer işçilerdik. Hepimizin bir zamanı vardı. İşe yaramayacak hale gelip yaşlandığımızda kovuluyorduk buradan. Sistem buydu, böyle işliyordu her şey. Belki çok acımasız bir sistem ama başka türlü işleyemezdi ki zaten. İşte bunu bilmesine rağmen insan, bunları düşünmeden umursamazca yaşıyordu. Çok iyi biliyorlardı sonunu. Ama akıllarına getirmek istemiyorlardı. Dünyanın aldatmacasına kapılıp sömürülüyor ve işleri bittikten sonra ölüyorlardı.

   Doğanın kanunu yaşamak için öldürmekti. Kendinden güçlülere itaat edip güçsüzleri ezmek vardı burada. Dünya yaşanılacak bir yer değildi aslında. Böyle olmasına rağmen yaşanılacak bir yer yapmak için uğraşıyor, savaşıyorduk.

   Doğada, vahşi hayatın içinde yaşayan bir hayvan kadar dürüst değiliz kendimize. Onun kadar bilinçli değiliz. Vahşi bir yerde olduğunun farkındaydı onlar. Vahşiliklerini örtmeye çalışmıyorlardı zaten böyle bir güçleri de yoktu. Kendisinin yaşaması diğerlerinin yaşamasından önemli olduğunun farkında olan hayvanın hiçbir sahtekârlığı yoktu. Hayvanlar her şeyin farkındaydılar, atalarının onlara bıraktığı miras ve içgüdüler sayesinde... Biz ise bu vahşi ortamı değiştirip güzel renklerle boyayıp kötülükleri güzelleştirmeye çalışıyorduk. Kısacası tam bir sahtekârdık aslında. Biz, burada yaşayan dünya işçilerine daha cazip geliyordu böylesi renkli dünyada yaşam. Biraz daha yaşamak için savaşıyorduk ve bunu diğer canlılar gibi açık şekilde değil gizlice yapıyorduk bütün sahtekârlığımızla… Sömürülmek hoşumuza gidiyordu sanırım. Veya sömürülmekten oyalanan aklımız büyük bir uyku içerisindeydi.  Boyanan sadece vahşi ortam değil aynı zamanda insanların gözleriydi de…

   Ciddi şekilde düşündüm de, her şeyin bu kadar sahte olduğunun farkında olmamıza rağmen hiçbir şey yapmıyorduk. Ben, oturmuş burada sadece bunları kâğıda döküyordum. Bunu okuyacak insanlar bile belki sonunu getiremeyecek ve bana küfredeceklerdi. İçlerinden “ Bu bir şeyleri bildiğini sanan lanet herifte ne anlatmış şimdi burada” diyeceklerdi. Ne yalan söyleyeyim haklılar. Bende olsam aynısını yapar küfrederdim. Hatta şuan bile kendime küfrediyordum her zamanki gibi. ”Ne yapıyorsun bu renkli yapmacık dünyada işe yaramaz herif. Kalk ve git işte sadece yürü ama bu aptallıklara karışma, işini yap” diyordum kendime. Dinlemiyordum kendimi… Ben bile dinlemezken kendimi kim dinlerdi ki? Evet, söyleyin kim dinlerdi?



Bir nefes aldım hayattan şimdi.
Nüfuz etti ta en derinlere,
Uyuyamadım bu yalancı dünyada.
Bir günde ölmeyeyim dedim kendime,
Biraz daha nefes aldığımı hissedeyim,
Hissedeyim ki alamadıklarımın pişmanlığını yaşamayayım…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder