22 Haziran 2014 Pazar

Fotoğraf Karesi

   Anlamsızlığın vücuduma nüfuz ettiği bir zamanın içindeydim. Ağızımda kendinden habersiz olan sigara umursamazca tükeniyordu. Elimdeki fotoğraf karesinde bir yaşanmışlık arıyordum. Bu fotoğraf asla cansız olamazdı. Belirsiz bir zamanda çekilmiş hayattan bir kesitti, bir andı... Zaman durmuyordu, bu da o yüzden çektiğim fotoğraflardan birisiydi. Zaman durmuyordu, ben çok yorulmuştum…

   Her insan için belirlenmiş bir zaman aralığı vardı. Zamanımız, doğduğumuz andan beridir azalmaya devam ediyordu. Düşünsenize! Bir ip var ve bu ipin ucunu yakmışlar. İpin sonsuza kadar yanacak hali yoktu. Elbet bir gün ipten geriye kalan sadece küller olacaktı. Bu zaman aralığına sıkıştırdığımız her şey bir anda kül olacaktı. Var olan bir anda hiçliğe ulaşacaktı. Arkada bıraktıklarımızın bizim için bir anlamı olacak mıydı? Bilmiyordum, ama arkada kalanlara bir anlam ifade etmesini umuyordum.

   Ağzıma gelen acı bir tatla sigaranın tükendiğini fark ettim. Tükenmiş sigarayı yere atıp, elimde ki makineyle etrafı ölümsüzleştirmeye başlamıştım.  Çektiğim fotoğraflarda çıkan ve çekildiğinden haberi olmayan insanlara takıldı gözüm. Acaba hangi fotoğraf karesinde habersizce yer almıştım? Hangi fotoğrafa girmişimdir izin almadan. Ben oradaydım ama insanlar beni görmüyordu, beni umursamıyorlardı. Önemsiz bir ayrıntıydım büyük ihtimal. İnsan bilmediğini göremez. Hatta bazen en yakınıyla bile çekildiği fotoğrafta sadece kendisini görür. Fotoğrafa güzelliği katan kendisidir onun için. Diğerleri ise sadece ayrıntıydı. Ama asıl güzelliğin ayrıntılarda olduğu bir gerçekti. Bir fotoğrafın önemsiz kısımlarından oluşturulan ayrıntılar habersiz bir sürprizdi.

   Gittiğim her yerde ben ve ayrıntılar vardı. Her salise bir fotoğraftı. Ama bu fotoğraflar zamanla yanıyordu. Fotoğraf filmleri yanıyordu. Geçmişte, bir zaman da ben vardım ama yok olmuştum. Çünkü zaman geçmişti. Geçen her saniyede ölüyorduk ama haberimiz yoktu. Öyle kuvvetli bir ateşti ki bu, bir türlü sönmüyordu. Zaman su gibi akıp geçmiyordu. Zaman, umursamazca tükeniyor kızgın bir ateşte yanıyordu. Aklımızda kalan hatıralar sadece kül oluyordu. Geriye dönüp hayıflanmaktan başka ne işe yarardı ki bunlar. Geçmişte kalan aralığa yerleştiremediklerimizin pişmanlığından başka ne yaşatabilirdi ki bize? Ama insanoğlunu bilirim az çok kendimden. Doyumsuzuz biz. Şimdiki aklımızın geçmişte olmasını isteriz. Ama bilmeyizki geçmiş olmasa şimdiki aklımız olmaz. Her saniye yanan zamanımızın bize verdiği acılardan edindiğimiz tecrübelerle vardı, “şimdiki aklımız” dediğimiz şey… O yüzden hiçbir zaman istemeyelim ilerideki aklın şimdi olmasını. Ona ulaşmak için yanması gereken zamanlar vardı.

   Kafamda bu düşüncelerle birçok fotoğraf çekmiştim. Büyük ihtimal çoğunu yakacaktım acımasızca yangını körüklemek için. Beğendiklerimden bir kaçı kalacaktı sadece güzel hatıralardan… Çekmem gereken daha kaç fotoğraf vardı? Bilmiyordum. Ama dediğim gibi zaman durmuyordu. Bu yüzden kül olana kadar fotoğrafçılık yapmaya devam edecektim.

Erdem Hasan Demirci

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder