Hangi dünyaların insanlarıyız?
Galiba en çok merak ettiğim soru bu. Mutluluklar neden paylaşıldıkça çoğalmıyor
ya da mutsuzluklar nasıl bu kadar da hayatımızın tek sorunu? Bir fincan
kahvenin kırk yıl değil bir gün hatırı kalmamış oysa ki. Bu kadar umarsız yapan
nedir bizi? Bu yazımın en çok su götüren yanı sorular olduğunun farkındayım. Biraz
mevzulara uzak kalıp geniş baksak göreceğiz. Biz nasıl biz olmaktan çıktık;
bunun farkında olacağımıza eminim.
Nihayetinde hamurumuz aynıysa
bizi farklılaştıran nedir? Dış görünüşlerimiz mi, bizi farklı kılan
aboneliklerimiz mi, bilgilerimiz mi? Zoru başaran bir yapımız olduğunu
söyleyebilirim dostlarım. Üstelik en ince ayrıntısına kadar zoru
başarabiliyoruz. Kolay olanları hayatımız boyunca yapamamak ne kötü. Küllerimizden
doğmak hâlâ çok mümkün. Bunun için düşünülmüş ve yazılmış olanları bir kenara
bırakıp, uzun uzadıya bir gezintiye çıkalım ve yalnız. Düşünelim, hatayı hep
kendimizde bulalım, kibirlerimizi attığımız her adımda ayaklarımızın altına
alalım. Kibir yükümüzü yollara attıktan sonra bakalım ne değişti, ne değişecek?
Unutmayalım, çatışmak zor,
uzlaşmak kolay olanıdır. Biz zorları başarmaya çalıştık biraz da kolay olanları
başararak bir dünya inşa edelim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder