10 Haziran 2014 Salı

Hangi dünyaların insanlarıyız?

Hangi dünyaların insanlarıyız? Galiba en çok merak ettiğim soru bu. Mutluluklar neden paylaşıldıkça çoğalmıyor ya da mutsuzluklar nasıl bu kadar da hayatımızın tek sorunu? Bir fincan kahvenin kırk yıl değil bir gün hatırı kalmamış oysa ki. Bu kadar umarsız yapan nedir bizi? Bu yazımın en çok su götüren yanı sorular olduğunun farkındayım. Biraz mevzulara uzak kalıp geniş baksak göreceğiz. Biz nasıl biz olmaktan çıktık; bunun farkında olacağımıza eminim.
Nihayetinde hamurumuz aynıysa bizi farklılaştıran nedir? Dış görünüşlerimiz mi, bizi farklı kılan aboneliklerimiz mi, bilgilerimiz mi? Zoru başaran bir yapımız olduğunu söyleyebilirim dostlarım. Üstelik en ince ayrıntısına kadar zoru başarabiliyoruz. Kolay olanları hayatımız boyunca yapamamak ne kötü. Küllerimizden doğmak hâlâ çok mümkün. Bunun için düşünülmüş ve yazılmış olanları bir kenara bırakıp, uzun uzadıya bir gezintiye çıkalım ve yalnız. Düşünelim, hatayı hep kendimizde bulalım, kibirlerimizi attığımız her adımda ayaklarımızın altına alalım. Kibir yükümüzü yollara attıktan sonra bakalım ne değişti, ne değişecek?
Unutmayalım, çatışmak zor, uzlaşmak kolay olanıdır. Biz zorları başarmaya çalıştık biraz da kolay olanları başararak bir dünya inşa edelim.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder