Sonsuz bir yarışın içinde olan
insanların birbirlerinin ayaklarını kaydırışını izliyorum yine bugün. Ne yalan
söyleyeyim bazen bu yarışta bende yerimi alıyorum. Alıyorum almasına ama benim
yarışım insanlarla değil ki benim yarışım kendimle. İşin komik tarafı her
durumda kazanan ben oluyorum.
Bu düşüncelerle kalabalığın ortasın da
bulmuştum kendimi… Bu insanlar için gerçekten bir şeyler yapmam lazımdı. Onlara
anlatmam gerekenler vardı. Onları tanımam gerekliydi. İnsanı tanımak için ilk
önce kendimi tanımaya çalışıyordum. İnsan gelişen ve geliştiren bir canlıydı.
Bu yüzdendir ki birbirinize karşı olan yarışı durdurun. Kendiniz ile yarışmaya
başlayın. İnanın böylesi daha tatmin edici. Kendi üstünüze kattığınız her
yenilik sizi kendi içinizde yükseltecektir. Bırakın bunu anlamayanlar sizi
geçsinler. Hatta sizi o kadar çok geçsinler ki siz onları görmeyin. Belki
hırslarının içinde hapsolmuş insanlar gerçekten güzel yerlere gelecekti. Ama
sonsuz arzu ve isteklerinden örülmüş duvarlarında sınırlı bir hayat yaşayacaklar.
Ve bizim için söylüyorum, hapislerinden kurtulmuş özgür beyinli insanlar!
Bizden hiçbir halt olmayacak. Neden bizden hiçbir halt olmayacak biliyor
musunuz? Çünkü sistemin dayattığı unvanlardan hiçbirini alamayacağız. Ne acı!
Ama üzülmeyin kendi içimizde olan yarış sayesinde genişlemiş dünyamızda, bir
halt olmuş insanların hapsine yer olmayacak. Hem zaten kim bir halt olmak ister
ki? Bu soruyu da arada sırada kendinize sorun… Ama sorun şu ki insanlar
gerçekten anlamıyor. Neden birbirimizden bu kadar uzağız ki? Ben şuan
burada ne yapıyorum. Hey! Siz orada ne yapıyorsunuz. Neden yemyeşil bir çimenin
üzerine oturup doğanın güzelliklerini seyrederken barış içinde birbirimizi
sevmiyoruz. Çok denedim ama zaman durmuyor. Gerçekten durmuyor. Çünkü bizde durmuyoruz.
Bir nefes almıyoruz hayattan. Hayata “Bir müsaade et nefes alalım.”
diyemiyoruz. Kısıtlı bir zaman içerisinde sonsuz isteklerimizin peşinde
koşmaktan birbirimizi unutuyoruz. Her şeyi görüyoruz ama kör taklidi yapıyoruz.
Aptal isteklerimizi her tatmin edişimizde ruhumuzu tüketiyoruz. Oyalanmak ve
uyutulmak için her birimiz sevdiğimiz insanlardan uzakta saçma sapan işlerle
uğraşıyoruz. Bize dayatılan sorumluluklardan birbirimizi sevmeyi unutuyoruz. Bu
sırada gözüm dağın tepesine kaymıştı.
Sen o koca dağı insanların üzerine
basarak çıkan insan. Evet, bakma öyle sen! Arkanda birçok insan bıraktın ve
kimsenin yapamadığını yaptın. Seni kutluyorum ama sana bir sorum olacak. Orada
yalnız başına ne halt etmeyi planlıyorsun? İnsanlarla olabilecek güzel günlerin
umudunu mahvettin. Üzerine basarak düşürdüğün insanlar arasından bunları
yapmasaydın seni gerçekten seven birileri olabilirdi. Ama merak etme orada uzun
süre yalnız kalmayacaksın. Oyunu senin gibi oynayanlar yanına geliyor. Küçük
dünyanızda kalın ve bizi rahat bırakın. Biz özgür beyinli insanlar olarak
azınlık bir toplumuz. Ve sizden bir ricamız var. Bizi o kadar çok geçinki sizi
görmeyelim!
Erdem Hasan Demirci
11.06.2014
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder