Her
zaman kurduğumuz hayallerimiz vardır, büyük hayallerimiz, hiçbir zaman
kurmaktan vazgeçmediğimiz hayaller… Bir düş dünyasının içine hapsetmişizdir
kendimizi. Ve o düşündüğümüz dünya yaşadığımız dünyadan daha cazip, daha
yaşanılası gelir çoğu zaman. Bizi üzdüğünü sanırız onca kurduğumuz hayallerin,
sonra da bizi yorduğunu, git gide daha da çekilmez bir hâl alırlar çoğu zaman
ama yine de vazgeçemeyiz bir türlü.
Adım
atabiliyoruz oysaki. Kekeleyerek de olsa ifade edebiliyoruz belki de onları.
Durmadan yazıyor, durmadan düşlüyoruz. Gittikçe sonsuza gittiğini düşündüğümüz
hayallerimizin bile bir sonu geliyor. Severek okuduğumuz kitabın bitmemesini
istiyormuş gibi ürkekçe kurmaya başlıyoruz hayallerimizi, kotamızı doldurmamak
için belki ayda bir, yılda bir, belki de hep erteliyoruz. Ulaşılmaz sandığımız,
düşlemekten bile korktuğumuz şeyler var. Anlatıyoruz bazen onları, anlatamasak
da en azından deniyoruz. Kimi zaman gözlerimiz boşluğa dalıyor, yüzümüze bir
tebessüm kondurarak başlıyoruz anlatmaya; kimi zaman ise gözlerimiz boşluk
arıyor, bulamıyor, annesinin elini kaybetmiş çocuk masumluğuyla ya da en sesli
gök gürültülerinin ardından yağan yağmur gibi boşalıyor gözümüzden yaşlar.
Hayallerimiz,
noktasını bile koymaya üşendiğimiz hayallerimiz, toz bile kondurmayalım onlara.
Bırakalım yaşasınlar serbestçe, hiçbir zaman pes etmeyelim, unutmayalım, sonu
gelene kadar, harflerin, kelimelerin, cümlelerin tek tek önemini düşünerek
kuralım onları, en sağlam temellerimizi onlar üstüne inşa edelim. Pişman olsak
da olmasak da yaşamadım ama hayal ettim diyebilelim. Ne onlar bize teslim olsun
ne de biz onlara. Hayalleri olanlara ve bundan asla utanmayanlara…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder